
Her zamankinin aksine 7 Ekim sonrası Gazze’de yaşanan insanlık dramı tüm dünyada geniş yankı buldu. Ülkemizde de Siyonist İsrail lanetlendi ve boykot kampanyaları hızla arttı. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz şu dönemde herkesin bir şeyleri şikayet ettiğini, genel olarak herkesi eleştirdiğini gözlemliyorum.
Eleştirmek, şikayet etmek önemli tabii ki. Ama “sürekli” eleştirmek ve şikayet etmek ciddiyeti ortadan kaldırıyor. Sürekli eleştiren ve şikayet eden konumda olmak insanların genelinin sizden uzaklaşmasını, sözünüzü dinlememesini beraberinde getiriyor. Bu da konuşmanın ve bir şeyleri düzeltmeye çalışmanın işe yaramamasına yol açıyor.
Hz. Muhammed’in (sav) güzel bir nasihatini hatırlatmakta fayda var.
“Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir.” [Müslim]
Bu hadiste kötülüğün değiştirilmesinin sıralaması çok önemli. Nedense biz bu sıralamada gücümüze yeteni değil de işimize en kolay olanı tercih ediyoruz gibi. Kendi şartlarımızı da zorlama gibi bir uğraş içerisinde de değiliz.
***
Başkalarının kötülüklerini ve olumsuzluklarını görmek, buna odaklanmak insana çok sevimli geliyor. Ama iyi bir insan olabilmek için önce kendimizi iyileştirmemiz gerektiği gerçeğini göz ardı ediyoruz.
Önce kendimizden başlamamız gerektiğini bilmeyenimiz yok. Kendi olumsuzluklarımıza odaklanıp daha iyi bir kişi olmaya odaklanan kişi istese de sürekli başkalarının hatalarıyla uğraşamaz.
Çevremize hayrı dokunan, etrafında sevilen, insani ilişkileri kuvvetli, güvenilir, faydalı, samimi bir birey olmak zorundayız. En basit konularda bile başarı elde edemeden koca koca meselelerde görüş belirtmek; doktor olmadan reçete yazmaya benziyor.
Kısacası işimize bakalım!
İşimize bakalım ki fayda vermeyen uğraşlardan uzak duralım…



