Kendimce

İsrail’in anladığı tek dil bu!

İsrail, resmi bir şekilde 1948 yılından beri Filistin’de katliamlarını aralıksız sürdürüyor. İsrail devletinin yapmış olduğu bu katliamlar artık tüm dünyada rutin bir hale geldi.

Her sene Ramazan ayında Gazze istisnasız bombalanır, her cuma günü Mescid-i Aksa İsrail askerleri tarafından ablukaya alınırdı. Bu sene bu şiddetin üstüne bir de hastane bombalamaları; kadın, çocuk, yaşlı demeden direkt sivillerin toptan hedef alınması eklendi.

Farklı din ve milletlere sahip olan tüm dünya halkları -İslam dünyasının tüm satılmışlığına rağmen- vicdanını kaybetmeyen bu asil insanlar İsrail’in yaptığı son katliamlar karşısında ayağa kalktı.

Protesto gösterileri, boykot çağrıları, lanetler…

Bu gösteriler bir çok yönden önemli sonuçlar verdi elbette. Devlet liderleri ve yönetimleriyle halklar arasında ciddi bir fark olduğunu, hükümetler satın alınsa da halkların kolektif öfkesinin önünde durulamayacağını ve boykotun globalde ne denli önemli olduğunu görmüş olduk.

Ülkemizde de genelde cuma namazı sonrası ve hafta sonları çeşitli il ve meydanlarda toplanıp İsrail’i ve ona destek olan başta ABD olmak üzere tüm batı ülke ve liderleri protesto gösterilerinde lanetlendi.

Peki, Filistin halkının acısı son buldu mu?

Hayır!

Çünkü İsrail, bu protesto ve öfke patlamalarının bir süre sonra azalacağını ve kendilerine uzun süreçte bir zararı olmayacağını çok iyi biliyor.

Bu yüzden dünyanın gözünün içine baka baka katliamlarına küstahça devam edebiliyor.

O halde asıl soru şu: Filistin ve işgal altındaki İslam toprakları nasıl kurtulur?

Cevabı basit: Daha önce nasıl kurtulduysa o şekilde. Yani ancak ümmeti bir araya getirip cihad bayrağını çekmekle kurtulur. Saldırgan küstahların anladığı tek dil cihad dilidir!

Tıpkı daha önce Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü haçlıların elinden alırken yaptığı gibi.

Herkes bunun bilincinde aslında. Kimse inkar edemiyor. Çünkü cihad kavramı inkar edilemez bir şekilde herkesin gözünün önünde. Gerek dini metinler gerekse tarih verileri cihad ile dolu. Ama ne yazık ki pratikte uygulanabilirliği yok.

Yeni dünya düzeninde cihad bayrağı açtığınız anda başta Nato ve BM olmak üzere uluslararası yapılar karşısında terörist damgası yiyorsunuz.

Bireysel silahlanıp böyle bir mücadele başlatmanın da faydadan çok zararı oluyor.

Peki, bizler neler yapmalıyız?

Öncelikle samimi olmalıyız. İddialarımızda, sözlerimizde, insanlara karşı davranış biçimimizde… En önemlisi de özümüzde, kendimize karşı samimi olmak zorundayız.

Cihad, İslam’ın zirvesidir. Zirveye çıkabilmek için basamakları tek tek tırmanmak gerekir.

Önce örnek bir Müslüman olmalıyız. Yaptığımız işi en güzel şekilde yapmalı, çevremizde örnek konumda olmalı, insanlara bir şey anlatmasak dahi ahlakımız ve amellerimizden insanların etkilenmesini sağlamalıyız… Samimiyet ve ihlas ile…

***

Bir gün hutbede bir genç Selahaddin Eyyubi’ye: “Ey Selahaddin! Sen burada bunları anlatıyorsun ama Kudüs esir!” der. Selahaddin Eyyubi ertesi sabah, sabah namazında o gencin olmadığını görür ve “Söyleyin o gence. Cuma namazına gelenler sabah namazına geldiği gün Kudüs bizimdir.” der.

Anlatılan bu sözün Selahaddin Eyyubi’ye ne derece ait olduğunu bilmiyorum. Ama içerik çok doğru. Hayatımızın tamamında samimi ve ciddi olmak zorundayız. Başkalarının hatalarıyla uğraşmak yerine kendimize odaklanmalı ve insanların yararına olacak çalışmalara yönelmeliyiz.

Yakın zaman için en akılcı ve yapılabilir çözüm bu gibi geliyor bana.

Allah tüm dünyaya adalet ihsan etsin!

 

Serkan

Ben Serkan İlter, tarih, bilim ve sanat konuları üzerine videolar hazırlıyor ve içerikler üretiyorum.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu